Beş alanlı bilişsel model
Bilişsel davranışçı terapinin (BDT) temel varsayımı, bir kişinin bir duruma ilişkin düşünme biçiminin duygu durumunu, bedensel tepkilerini ve davranışını etkilediği yönündedir. Williams ve Garland, bu ilişkiyi klinik ortamda hızlı biçimde aktarabilmek amacıyla "beş alan modeli"ni geliştirmiştir. Model, bir durumu veya ilişkisel ya da pratik bir sorunu; bu duruma eşlik eden düşünceyi; değişen duygu durumunu ve bedensel belirtileri; ve son olarak değişen davranışı birbirinden ayrı ama birbirine bağlı alanlar olarak ele alır. Yazarlara göre bu dört ya da beş bileşenin birlikte incelenmesi, klasik BDT terminolojisinin teknik diline hâkim olmayan uygulayıcılar ve danışanlar için de anlaşılır bir çerçeve sunar.
Beş alan modelinin ortaya çıkış gerekçesi, klasik BDT diline erişim güçlüğüdür. Williams ve Garland, Beck ve arkadaşlarının 1979 tarihli klasik el kitabında kullanılan "negatif otomatik düşünceler", "şema", "işlevsel olmayan varsayımlar", "keyfi çıkarım", "seçici soyutlama" gibi kavramların okunabilirlik düzeyinin yüksek olduğunu, buna karşılık beş alan modelinde kullanılan dilin daha düşük bir okunabilirlik düzeyine sahip olduğunu belirtmiştir. Yazarlara göre bu basitleştirme, modelin özünü değiştirmez; yalnızca mevcut kanıta dayalı BDT yaklaşımını psikoterapi dışı ortamlarda çalışan uygulayıcıların ve danışanların kullanabileceği bir dile çevirir.
Modelin merkezinde, depresyon ve anksiyete durumlarında düşüncenin aşırı ve işlevsel olmayan bir nitelik kazandığı gözlemi yer alır. Williams ve Garland bunu "işlevsel olmayan düşünme biçimleri" (unhelpful thinking styles) olarak adlandırır ve bunları; kişinin kendi güçlü yönlerini göz ardı etmesi, geçmiş, şimdiki veya gelecekteki sorunlar üzerinde olumsuz biçimde durması, geleceğe dair karamsar beklentiler kurması ve en kötü sonucu varsayması, başkalarının kendisi hakkında ne düşündüğünü doğrulamadan tahmin etmesi, olumsuz sonuçlardan haksız biçimde kendini sorumlu tutması ve ulaşılması güç, aşırı katı standartlar belirlemesi biçiminde sıralar. Yazarlara göre bu düşünme biçimleri günlük yaşamın normal bir parçası olabilir; ancak anksiyete veya depresyon dönemlerinde sıklaşır, kalıcılaşır ve inandırıcılığı artar.
Beş alan modelinin ikinci ekseni davranıştır. Williams ve Garland, depresyonda azalan etkinliğin düşük enerji, olumsuz düşünme, azalan keyif alma duygusu ve suçluluk gibi etmenlerle ilişkili olduğunu; anksiyetede ise kaçınmanın belirli durumlardan veya ortamlardan uzak durma biçiminde ortaya çıktığını belirtir. Her iki durumda da azalan veya kaçınılan etkinliğin, depresyon ve anksiyete duygularını pekiştiren bir kısır döngü oluşturduğu vurgulanır. Yazarlara göre BDT'nin temel hedeflerinden biri, bu kısır döngüleri tanımlamak ve kırmaktır; çünkü döngünün her bir bileşeni sorunu sürdüren bir belirti olarak işlev görür.
Model, durum, düşünce, duygu/beden ve davranış bileşenlerini bir tablo biçiminde ilişkilendirir. Williams ve Garland'ın verdiği örneklerde; bir davete çağrılma durumunda "Berbat olacak, söyleyecek hiçbir şeyim olmayacak" biçimindeki düşünce en kötü sonucu varsaymayı yansıtır ve kaçınma davranışıyla sonuçlanır. Benzer biçimde, bir antidepresan reçete edilmesi durumunda "Nasıl hissettiğimde hiçbir fark yaratmayacak" düşüncesi olumsuz bir gelecek tahminidir ve ilacın alınmamasına yol açabilir. Bu örnekler, aynı durumun farklı yorumlanma biçimlerinin farklı duygusal ve davranışsal sonuçlar doğurabileceğini göstermek için kullanılır.
Williams ve Garland'a göre beş alan modeli yeni bir BDT yaklaşımı değildir; var olan kanıta dayalı BDT yaklaşımının, psikoterapi dışı klinik ortamlarda -örneğin on ile yirmi dakikalık görüşmelerin norm olduğu psikiyatri kliniklerinde- aktarılabilmesi için geliştirilmiş bir iletişim biçimidir. Yazarlar, modelin gündelik hastane pratiğinde psikiyatristler, hemşireler, klinik psikologlar, davranışçı hemşire terapistler, pratisyen hekimler ve sağlık ziyaretçileri dahil geniş bir uygulayıcı grubu tarafından kullanıldığını ve dilinin klinik ortamlarda netlik ve kabul edilebilirlik açısından sınandığını belirtir.
Bu modelin eğitimsel değeri, BDT'nin dört temel bileşenini -durum, düşünce, duygu/beden ve davranış- bir değerlendirme çerçevesi içinde ayırt etmeyi öğretmesinde yatar. Model, bir sorunu çözmek için bir protokol sunmaz; bunun yerine bir durumu değerlendirirken hangi bilgilerin hangi alana ait olduğunu ayırt etme becerisini geliştirir. Bu ayrım, sonraki modüllerde ele alınacak olan otomatik düşünce değerlendirmesi, davranışsal etkinleştirme ve kanıta dayalı uygulama tartışmalarının temelini oluşturur.
Williams ve Garland'ın makalesi, BDT'nin depresyon, panik bozukluğu, yaygın anksiyete ve obsesif-kompulsif bozuklukta etkili bir müdahale olduğunu belirten rastgele kontrollü çalışmalara ve meta-analizlere atıfta bulunur; ayrıca ilaç tedavisiyle birlikte kullanıldığında bazı çalışmalarda tek başına ilaç tedavisinden daha etkili bulunduğunu aktarır. Bu genel kanıt tablosu, beş alan modelinin klinik gerekçesini oluşturur: BDT'nin etkili olduğu bilinen ilkelerini, eğitimli olmayan bir uygulayıcının bile anlayabileceği bir dile taşımak.
Temel kavramlar
- Beş alan modeli — Durum, düşünce, duygu, beden ve davranışı birbirine bağlı alanlar olarak ele alan değerlendirme çerçevesi.
- İşlevsel olmayan düşünme biçimleri — Depresyon ve anksiyete dönemlerinde sıklaşan, aşırı ve olumsuz düşünme kalıpları.
- Kısır döngü — Azalan veya kaçınılan davranışın duygu durumunu kötüleştirerek sorunu sürdürmesi.
- Altered thinking — Beş alan modelinde klasik otomatik düşünce kavramının karşılığı olan bileşen.
- Jargon-free model — Klasik BDT terminolojisinin basitleştirilmiş, klinik olmayan dile çevrilmiş biçimi.
Kaynaklar
Williams, C. & Garland, A. (2002). A cognitive–behavioural therapy assessment model for use in everyday clinical practice. Advances in Psychiatric Treatment, 8(3), 172–179.
Özgün yayın
Ders metni yukarıdaki akademik kaynaklardan derlenmiştir; klinik uygulama yetkisi vermez. Video bulunmamaktadır, sonradan eklenecektir.